Çarpık Kentleşme

Millet olarak biz taraf olmayı, taraflar yaratmayı çok seviyoruz. Çoğu zaman taraflar olması yönetimdekilerin de işine geldiğinden bunu önleyici önlemler almıyorlar. Futboldan siyasete çoğu konuda fikir üretmekten çok tarafı olmaya sürüklendiğimiz grupların etkisine sokuluyoruz. Bu sebeple çoğu zaman birisi herhangi bir konuda fikir beyan ettiğinde hemen o fikri savunan başka, daha büyük bir gruba dahil ediveriyoruz zihinlerimizde insanları. Bu yaklaşım da bize aslında uzun vadede ne tartışma ne de bakış açımızı genişletme imkanı sağlıyor.

8 sene Ankara’da yaşamış birisi olarak son yıllarda iyice belirginleşen bir değişim ile farkettim ki artık Ankara’da da belediye ile ilgili yapılacak herhangi bir yorum doğrudan sizi başka siyasi konularda da bir gruba dahilmiş gibi gösteriyor. Bu yanılsamadan mümkün olduğunca uzak durulacağını varsayarak uzmanı olmadığım için yaptığım ufak okumaların ve Fransa ile Amerika’da edindiğim fikirlerin harmanı bir özet çıkarmak istiyorum.

Şehir planlama süreçlerinde belli başlı önem verilmesi gereken, oturmuş kaygılar ve bu kaygılara zamanla üretilmiş yaygın çözümler vardır. Şehir planlamada kesinlikle dikkate alınması gerekenler karışık bir sırayla görsel güzellik (estetik), güvenlik, gecekondulaşma (kenar mahalleler), ulaşım, ışık ve ses, çevre, bakım ve yenilenmedir (Çok aramaya gerek yok, bkz. wikipedia). Bunları ortaya karışık salata halinde bir inceleyelim örneklerimiz ve Ankara üzerinden.

Ankara’nın en meşhur özelliği artık ne Hitit Güneşi (ki Dünya tarihi üzerinde etkisi olan bir semboldü M.Ö. – Melih’ten Önce), ne oyun havası, ne de Beypazarı Kurusu. Ankara’lı için artık en önemli kavram, sevse de sevmese de, köprülü kavşaklar. Aslında buradan yola çıkarak bile bir çok şehir planlama sorununa değinilebiliyor. Bir kavşakta yığılma olduğunda köprülü kavşak ile o yığılmanın üstesinden geliniyor, bu defa bir sonraki kavşak tıkanıyor. Bu tıkanmaya oraya da bir kavşak yapılarak “çözüm” getiriliyor, bu defa başka kavşaktan gelen yolla birleşen ara yol doluyor, trafik akışı yavaşlıyor. Trafik yavaşladı diye o yol genişletiliyor, gerekirse yaya kaldırımı “herkes arabaya biner” mantığı ile ortadan kaldırılıyor. İzmir – Çeşme otobanı genişliğinde bir şehiriçi ana yol (Eskişehir Yolu) oluşturuluyor, sonra her gün bu yolda en az 1 kaza olmasında kabahat sürücülere çıkartılıyor. Ayrıca bu kadar geniş bir yol bile sabah ve akşam iş giriş çıkış saatlerinde tıkandığı zaman yine de bundan çok değil 5 sene sonra ne olacak sorulmuyor, sordurulmuyor.

Yalnızca Ankara değil, tüm Türkiye’de genel bir merkezi yerleşim sorunu mevcut. Banliyöleşme, banliyölerin genişletilmesi ve geliştirilmesi, iş ve yaşam alanlarının geniş alanlara yayılması yalnızca trafikte yığılmayı değil, aynı zamanda ses birikimini ve binaların zorunlu yüksekliğini de azaltmış oluyor. 20 kilometrekarelik bir alanda tüm iş merkezlerinin bulunması demek bütün bu alanların gökdelenlerle dolması demek. Halbuki Dünya’da Türkiye’den kat kat fazla nüfus yoğunluğuna sahip şehirler dışında buna ihtiyaç duyulmuyor. Biz hala sanıyoruz ki gökdelenler dikmek her zaman marifet.

Amerika’lı tanıdığımız bir aile 1 yıl sürecek bir Dünya turu yapıyordu ve 3 ayın sonunda Avrupa’dan Afrika’ya geçmeden önce Türkiye’de bizimle kaldılar 3 hafta kadar. O güne kadar Amerika ve Avrupa’nın tüm büyük kentlerini görmüş birileri olarak İzmir’de 5 dakika geçmeden yaptıkları ilk yorum “ne kadar çok yüksek apartman ve gürültü var” oldu. İşin en acı kısmı bunu Basmane tarafında değil, Göztepe sahil yolundan giderken söylemeleriydi. Biz Ankara’da yaşayanlar için olacak en aydınlık ve sakin yerlerden birisi olan sahil yolu belli ki çoğu muadili sandığımız Dünya kentine göre bambaşka bir yapıdaydı. Artık Amerika’nın üzerine kendi örneklem grubuma Fransa’yı da eklemiş birisi olarak bunu maalesef doğrulayabiliyorum.

Şehirde yüksek binalar gelişmişlik değil plansızlık, yetersiz altyapı ve ulaşım sorununun göstergesi. Bir yere yığılmış insanlar ister istemez sabah işe giderken yolları tıkayacak, akşam da aynı yoğun bölgeye dönerken aynı trafikte bekleyecek. Elbette ki toplu taşıma ile bunun etkileri azaltılabilir. Elbette ki araçlara değil de yayalara öncelik verilerek özel araçların kullanılması teşvik edilmeyebilir. Elbette ki artık yıllardır yapılan yanlışlar doğruya çevrilebilir. Yeter ki doğrusu nedir bilmesi gerekenler bilsin, öğrensin, hatta öğrenmeye zorlansın.

Çarpık kentleşmenin getirdiği en büyük sorunlardan birisi de ses ve görüntü kirliliğidir. Çarpık iktisadi yapı ve dengesi iş dağılımında ve yerleşimde varoşlaşmayı körükleyebilir, bu konu ayrıca incelenmesi gereken bir konudur. Gel gör ki görüntü ve ses kirliliği sadece ve sadece tepeden düzeltilebilir. Ses ve görüntü kirliliğinin bu kadar önemli olmasının sebebi de tüm halkı, sinsice farkettirmeden etkilemesidir. Araba kullanan birisinin etrafında gri beton duvarlar görmesi ile açık hava ve ağaçlar görmesi arasında açık bir fark vardır. Otobüsle işten eve dönen bir memurun yolda trafik gürültüsü ve tozlu binalar görmesi ile ferah yollarda gökyüzüne bakarak gitmesi arasında dağlar kadar fark vardır. Yayalar için yüksek, yamru yumru yamalar yapılmış, dar, gerektiğinde üzerine araba park etmiş kaldırımlarda yürümek ile neredeyse yol ile aynı seviyede (hatta bazen daha aşağıda) ve oldukça geniş kaldırımlarda yürümek arasında belli durumlarda hayati fark vardır. Tüm verdiğim örnekleri iki yönüyle de yaşamış birisi olarak söyleyebilirim ki doğrusu ile yanlışı anlayamamak diye bir ihtimal yok, gereğini yapmamak vardır.

Trafik ile ilgili varolan düşünce kalıplarım yıkılmaya devam ediyor Fransa’da araba veya otobüs ile bir yerlere gidip geldikçe. Artık biliyorum ki geniş yol demek açık trafik demek değil. Öyle olsaydı buradaki tek şeritli ana yolların Ankara’daki 4 şeritli şehirlerarası yoldan daha hızlı akması anlamsız olurdu. Artık biliyorum ki trafik ışığı demek düzen demek değil. Öyle olsaydı burada kilometrelerce kavşakların hiçbirinde ışık olmaması sonucunda sürekli bir kaza görmem gerekirdi.

Artık biliyorum ki savunduklarımız yanlış değil. Öyle olduğunu sananlara çok geç olmadan bilmek, bildirmek gerek.

.

Üstgeçitler konusuna hiç girmiyorum bile çünkü üstgeçitleri çözüm sanan bizden başkasına rastlamadım, rastlayan da duymadım… Ne yalan söyleyeyim, dışarıda hiç üstgeçit görmedim.