Çember

Wealth is any income that is at least one hundred dollars more a year than the income of one’s wife’s sister’s husband.” – H. L. Mencken

Çevirisi:

“Zenginlik, eşinin kız kardeşinin kocasından yılda en az yüz dolar fazla olan herhangi bir gelirdir.” – H. L. Mencken

.

Amerika’da yapılan bir araştırmada insanların çoğunun daha zengin olmaktan çok başkalarından daha zengin olmayı tercih ettiklerini ortaya çıkarıyor (Bkz. Sağolsun, Utku’nun gönderdiği makale). Burada verilen örnek şu ki, insanların çoğunluğu arkadaşlarının 30 kendisinin 15 kazanmasındansa arkadaşları 5 kazanırken kendisi 10 kazanmayı tercih etmiş oluyor. Yazıda değişik şekillerde Darwin’in teorisine ve sosyolojik yaklaşımlara değinerek bu konu tartışılıyor.

Yavaş yavaş Amerikan ekonomisinin cazibesine kapılan sayısız ülkeden birisi olan Türkiye’de de aslında buna benzer manzaralar şehir hayatında karşımıza çıkmaya başladı bile. “İmece”, “Tanrı misafiri”, “tasarruf” gibi terimler yalnızca ilkokul kitaplarında ve karikatürlerde karşımıza çıkarken, “Yerli Malı Haftası” yerini “Cadılar Bayramı”na, Yeni Yıl ekranlarındaki dansözler (?!) yerini Noel Baba’ya bırakmıştır. Noel Baba da aslında Coca-Cola tarafından yaratılmış, İskandinav-Avrupa mitolojilerinden kırma bir hayali kahramandır. Kırmızı giymesi de Coca-Cola’nın kırmızı renginden dolayıdır. Fakat yine de bunlar anlamsız ayrıntılardır çoğu kimse için. Her ne kadar bunlar teoride zararsız ve eğlenceli değişimler olsa da, pratikte başka değişimlerin yarattığı tehlikeli buzdağının görünen zararsız kısmıdır.

Zenginlik yavaş yavaş tanım değiştirdi. Artık “hali vakti yerinde” olmak, “pembe panjurlu ev” istemek devri geride kaldı. Değişen ve küreselleşen serbest piyasa merkezli kapitalist Dünya düzeninde zaten aksi beklenemezdi. Bilmeyenler için hemen ufak not düşelim, eğer herkes pembe panjurlu evine yerleşip hali vakti yerine gelince mutlu olsaydı, ekonomi çökerdi. Serbest piyasa ekonomisinin bilinen en büyük yakıtı tüketimdir. İlginç bir şekilde ilk çıkış noktası da aşırı üretimdir, fakat gel gör ki bugün ondan da eser kalmadı.

Zenginlik tanımıyla birlikte hayallerimiz, umutlarımız, hayattan beklentilerimiz de değişti. Dünya’da intihar oranının 90’lı yıllarda ani bir artışa geçmesi belki buna yorulabilir. Yaşattığımız sistemin kalbi Amerika’da yapılan araştırmalarda halkın mutluluk endeksinin (genel olarak halkın ne kadar mutlu olduğunu belirten bir katsayı) Merkez bankasının tekrar özelleşmesi ile düşüşe geçmesi, Avrupa Birliği içerisindeki birçok ülkede üretim sıkıntısı, işsizlik gibi beklenmedik sorunların artışta olması hep bu merkezde yorumlanabilir… Yorumlattırılmaması da istenebilir…

Bizim çözmemiz gereken ilk sorun ne sistemin kendisi, ne de düzenin içerisinde kimlerin haklı kimlerin haksız olduğu karmaşası. Bizim ilk ve yegane sorunumuz, “insan” olarak, bizlerin önceliğimizin ne olması gerektiği. Bazı insanlara “Ben su içmeyi sevmiyorum” diyebilecek evrimdışı değişimi kazandıran bu ruhsal baskı altında, gerçek anlamda, “sözde değil özde” insan olmamız adına içimizde ne kaldıysa onları tekrar keşfetmek olmalı ilk amacımız. Hepsinden önce insan olduğumuzu hatırlamak, önceliklerimizi ve düşüncelerimizi bu temel gerçeğe göre olması gereken yola sokmak…