Hoşgeldin

Geçen günlerden birinde başka bir blog sayfasında birisinin “okumak emek ister, yazmak daha fazla emek ister” anlamında bir paragrafını okumuştum. Keşke kim olduğunu not etseymişim, böylece buradan kendisine bağlantı koyardım. Bu tip durumlarda havada kalan örnekler veya alıntılar beni rahatsız ediyor. Rahatsızlık bir yana, ne olursa olsun hakların çiğnenmesi veya çalınması ve hatta yazı yazma bilimine aykırı davranış (bir nevi bilimsellikten uzaklaşma) olduğundan ayrı bir üzüntü yaratıyor içimde. Bağlantısız olsa da, sözün anlamı bellidir. Bu fikre katıldığımdan ve yazmaya emek vermemeyi kendime yediremediğimden olacak ki, her gün yazma azmimi korumak için elimden geleni yapmaya niyetliyim.

Bugün yazacak bir konu bulamadım. Bu tip durumlarda genelde kaçamak yapılarak, yazamamak üzerine yazıldığı çok olmuştur. Kitap yazamayan bir yazarın, romanında kitap yazamayan yazar karakteri yazması gibi; “Çok Güzel Hareketler Bunlar” programında “Skeç Yazamayan Adamlar” skeci gibi. Güzel skeçti, konusu adamlar değil, daha çok skeç yazamayınca saçma bir fikirle geliştirilen bir skeç ile yaratılan komik sahne ortamıydı. Başarılı fakat çıkış noktası açısından kaçamak bir fikirdi.

3 gündür düzenli yazıyor olmak hem kendime olan yazma özgüvenimi artırmaya başladı hem de uzun zamandır bu eylemden tatmayı özlediğim rahatlama hissini geri çağırdı. Burada özgüvenimin artması biraz da yepyeni bir balonu ilk şişiren kişi olmaya benziyor. Balon yeni olduğundan lastiği sert ve şişirmesi zor. Bir defa şişse daha önceki, şişirilmiş balonlar gibi rahatlayacak ve şişirilmesi hızlanacak.

Düzenli yazmaya dönüş umudu ile, gündüzlerimin bazı anlarında aklıma gece olduğunda evimde bilgisayarımın başına geçerek veya herhangi bir yerde herhangi bir bilgisayarın başına geçerek yazacağım yeni yazı fikri gelmeye başladı. Yeni bir heyecanmış gibi kucaklamaya hazır olduğumu hissediyorum bu eski alışkanlığımı. Gençliğimin en yakın dostlarından birisi ile tekrar aynı mahalleye taşınmış gibi.

Gündüzlerim bazı konularda daha dikkatli geçmeye başladı. Konuşmalara verdiğim dikkatim arttı. Tartışmalarda kendi fikrimin ne olduğunu sorgulamakta ısrarcı olmaya, doğru cevapları bulmak için daha da fazla kafa yormaya başladım. Bir tartışma, görüş alışverişi veya ilginç bir haber olduğunda, hemen “neler çıkarabilirim?”, “neler düşünüyorum?” ve “neler yazabilirim?” diye çırpınmaya başladım.

Bugün bunlardan herhangi birisine kesin ve net cevap bulamadım. Kesinlik bir yana dursun, net bir çıkış yoluna yöneleceğim veya zihnimi zorlayacak yeni bir açılıma yönlendirecek bir konu da oluşturamadım. Buna rağmen bu mücadele sırasında yanıma eski bir dostun yanaştığını farkettim. Gençliğimin hayal dünyasının baş kahramanlarından birisi. Bazen kahramanlar da saklanırmış meğer. Halbuki ben onu öldü sanmıştım. Ne kadar da safmışım. O bir kahraman ve son “Batman” (“Dark Knight”) filmindeki gibi kahramanlardan bekleneni yapmış ve yanımda olmayı değil, asıl ihtiyacım olanı, yanımda olmamayı bana vermeyi seçmiş.

Yazamıyor olmam gereken yıllarımda benden uzak duran, bu sayede hayatın beni değişik yollar ile yoğurmasında ve tecrübeler ile işlemesinde emeği geçen kahramanlarımdan birisine kucak dolusu sevgilerimi sunuyorum.

Sabrından dolayı teşekkür ederim. Hoşgeldin eski dost.