İsyan-ı Tercih

Eşcinsellik hakkında konuşmak, hatta konuşulan ortamlarda ona karşı değilmiş gibi yapmak veya konuşulan konudan rahatsız olmuyormuş gibi davranmak bizim toplumumuzda ayıp karşılanır. “Ayıp” nedir diye sormadan, okuma üşengeci bazı insanlar tarafından mimlenmeyi göze alarak bu tabunun üzerine kafa yormak istiyorum.

Eşcinsellik sanılanın aksine yalnızca bizim kültürümüze yabancı, yalnızca bizim toplum yapımızda sivri bir olgu değil. Dünya’nın her kültüründe eşcinselliğe karşı bir kalabalık cephe var. Çoğu ülkede eşcinsellik ile ilgili tartışma açıklığını gösteren, eşcinsel haklarını savunan kişiler de gözlemlediğim kadarıyla çoğunlukla bu eylemlerini genel bir özgürlük anlayışı çatısı altında gerçekleştiriyorlar. Lafı gevelemeden fikrimi açıklamak istiyorum: Eşcinsellik de bir haktır.

İşte şimdi çok ayıp ettim. Çok kişiyi kendimden süresiz olarak uzaklaştırdım ve çok kişi tarafından hor görülmeye hazırmışçasına itirafta bulundum. Durun durun, hemen sonuca varmayın.

Eşcinsellik ile ilgili fikir beyan etmede kendimi yetkin görüyorum. Burada ne olursa olsun ailesinden hala eşcinsel olduğunu saklayan, çok yakın arkadaşım dolayısıyla örneklemim için ne isim verebiliyorum ne de yakınlık derecemden bahsedebiliyorum ama en sade şekliyle söyleyebilirim ki hayatımın bir döneminde bana en yakın olan kişi yıllar süren bir süreçte yanıbaşımda “normal” olmaktan çıkarak “eşcinsel” olma yoluna girdi. Geçirdiği süreci onunla birlikte yaşayan (bende bir değişiklik yok, yanlış anlaşılmasın) birisi olarak bir çıkarımımı daha açık yüreklilikle söyleyebilirim: Herkes eşcinsel olabilir.

İşte şimdi çok ileri gittim… Biliyorum biraz sivri oldu. Durun durun, hemen sonuca varmayın.

Kendi kendimi hedef haline getirdikten sonra fazla uzatmadan sonuca bağlamalı diye düşündüğümden; eşcinsellik ile ilgili gerek birinci dereceden gerekse şehir hayatı, kısa yurtdışı tecrübem ve medya aracılığıyla edindiğim kendimce gayet kesinleşmiş olan asıl teşhisimi açıklamalıyım sanırım: Eşcinsellik bir tercihtir.

“Tercih” nedir?

Saç kazıtmak bir tercihtir. Hem erkeklerde hem kadınlarda değişik çapta tepki toplayan bir tercih. Saç uzatmak da bir tercihtir. Erkeklerde belirli mahallere girişi kendiliğinden yasaklayan bir tercih. Küpe takmak, namaz kılmak, dövme yaptırmak, başörtüsü, içki içmek, yerli dizileri takip etmek, yerli dizileri asla takip etmiyor gibi yapmak… Tercihlerimiz toplumda kendimizi ulaştırmak istediğimiz noktaya bizi toplumun yönlendirmesini sağlamak için verdiğimiz kararlardır. “Bundan sonra kırmızı et yemeyeceğim” ne kadar normal bir tercihse “bundan sonra eşcinsel olacağım” da o kadar verilebilir bir karardır. Hayatınızda kaç tane et yemeyen insan tanıyorsanız muhtemelen o kadar eşcinsel insan tanıyorsunuzdur. Yalnızca, eşcinseller yemek masasında kendilerini hemen belli etmezler. Hatta çoğu, asla belli etmezler.

Eşcinsellerin kendini savunma yollarının başında tercihlerinin bilimselliğini ispatlamaya çalışmaktır. Kırmızı et yemeyen kişilerin proteinleri sebzelerden alabileceklerini ısrarla vurgulamaları gibi, eşcinseller de hayvanlardan, “bilimsel” araştırmalardan, tarihteki ünlü eşcinsellerden örnekler verirler. Burada can sıkıcı olan, yapılmış olan tercihin doğru veya yanlış olmasının sorgulamadan, beşer doğası gereği kendi kararlarının yanlışlığının ispatından çekindikleri için, genel bir kabul gördürme girişimine girilmesidir. İspatlanmak istenen, herkesin eşcinsel olabilirliği ve hatta bu kararın genlerimize işlenmiş olabilir olmasıdır. Bu sebeple yargılanma gerekçesi ortadan kalkacaktır.

Her ne kadar herkesin eşcinselliği seçebileceğini kabul edilse bile, bunu doğal bulmak imkansız. Kendi örneklemimden yaklaşırsam net bir şekilde söyleyebilirim ki; tanıdığım ve bildiğim tüm eşcinseller hayatlarının bir yerinde asla bu tercihi vermeyecek şekilde değişebilirlerdi. Bu tercihlerini, evden kaçan bir çocuğun belirli bir konuda geçmişini yakıp, yeni umutlarla, kimliğini gizleyerek yaşam mücadelesi vermesine benzetebiliriz.

Eşcinsellik konusunda yazanların çoğunun savunduğunun aksine, eşcinselliğin bir psikolojik sorun yığınının arkasından seçilmiş bir yangın çıkışı olduğuna inanıyorum. Toplum da bu kişilere karşı adeta “Neden siz de bizim gibi normal yollardan, merdivenden inmiyorsunuz da yangın çıkışından çıkıyorsunuz?” dercesine nereden ve neden kaçtıklarını bilmeden yargılama sürecine giriyor. Burada fikrimin arkasını psikolojiye dayamış olmam ne eşcinselleri “deli” yapar ne de aslına o kişilerin sorunlarının başka yollarla da çözülebilir olabileceğini gösterir. Bu noktada yapılabilecekler de sınırlıdır. İnsanoğlu olarak bu tercihin olasılığını kabul ederek, diğer tercihelere gösterilen mesafeyi aynen korumamız, saldırıya geçmememiz gerekirken, eşcinsellerin de tercihlerinin tamamen kendi ellerinde olduğunu kabul ederek topluma kaldırdıkları kalkanlarını indirip, çuvaldızı kendilerine batırmaları gerekir.

.

*Blog ortamı gereği net bir açıklamayı not düşmek istiyorum: Eşcinselliğe inanmam ve tabu koruyucusu toplum kesimleri kadar olmasa da karşıyım. Ancak karşı olmak anlayışlı olmaya engel değildir. Her konuda olduğu gibi bu konuda da karşılıklı anlayış ile toplum huzuru sağlanmalı, bireyler de kendi tercihleri konusunda yalnızca danışıldığında fikir verilerek yönlendirilmeli. Ne dayatma ne de baskı ile bir sorunun kalıcı çözüme ulaştığı görülmemiştir.