Kavram Karmaşası: Demokrasi

Ülkemizde ancak son yıllarda kullanımı moda olmuş olsa da, “demokrasi” tanımı aslında yüzyıllardır politikacılar tarafından sündürülmekte.

“Demokrasi” ile ilgili rivayetler sayısız. Demokrasi ne bir yönetim biçimi ne de belirgin bir uygulama olmamasına karşın, siyasette sıkça bu özelliklere sahipmişçesine kullanılıyor. Herhangi birisi çıkıp herhangi bir fikri “demokrasi için” net bir şekilde savunabiliyor. Yaratılan bu kavram karmaşası yüzünden de “demokrasi” çoğu zaman, kulağa hoş gelen boş sözlere alet edilip, kirletiliyor.

Aslına bakarsak, “demokrasi” eski yunanca “dimokratia” yani “halkın iktidarı” anlamına geliyor. Bir başka deyişle, demokrasi demek “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” demek. Bunun dışında ne ayrıntılı bir tanımı ne de karmaşık bir yapısı yok bu meretin.

Sözcük anlamlarını kurcalamaya devam edersek, “cumhuriyet”in de aslında”demokrasi” ile bir çeşit ortak anlam taşıdığını görürüz. Sonuçta Cumhuriyet de “cumhurun iktidarı” anlamına geliyor. Fakat her ne hikmetse Türkiye’de Cumhuriyet tanımı tartışmaya, sündürülmeye, sağa sola çekilmeye açık değilken, demokrasi tanımını herkes işine geldiği gibi yapabiliyor. Hak vermek gerek, çünkü kullanım alanına baktığımızda da yaygın olarak Cumhuriyet’in bir yönetim biçiminin ismi, Demokrasi’nin ise adeta bir düşünce biçimi olarak kullanıldığını görüyoruz. “Demokratik” sözcüğü de bu biçime uygun yapılan işler ve bu şekilde geliştirilen fikirler için kullanılan bir sıfat (veya zarf) olmuş oluyor.

Gelgelelim bugünkü içeriğiyle demokrasinin evrimleştiği son evrensel haline. “Demokrasi” tanımının tarih boyu süren evriminde son noktaya baktığımızda sözcük anlamından daha fazlasını barındırdığını görüyoruz.

Sanılanın aksine, demokrasi halkın çoğunluğunun istediği neyse onu yapmak değildir. Bu yanlış yaklaşım ilk kez bu son dönemde Türkiye’de kullanılmadı. Sivri bir örnekle sündürmenin boyutlarını gözler önüne sermek istersek Hitler’in “demokratik söylemleri” işaret edilebilir. Yüce Alman ırkına demokrasi vaatleriyle, o dönem halkın çoğunluğunun isteklerini yerine getirdiği gerekçesiyle yapılanlar tarihin en önemli olayları arasına girdi. Yalnızca bu örnekle bile açıkça akıl yürütülebilir ki halkın çoğunluğunun isteğini yerine getirmek demokratik olmak demek değildir.

Başka bir yanlış da “demokrasiyi yaymak” anlayışının kendisidir. Bu silahı en sık ve yüzsüzce kullanan ülke ABD olmakla birlikte, küresel para piyasalarının kodaman ülkeleri ve birlikleri de elbette ki bu anlam kaymasının arkasında durmuşlardır. Halbuki kendine göre doğru olanın cebren ve/veya hileyle yayılması sürecine demokrasi denemez. Bu yaklaşım zaten diğer ülkeyi ve halkını küçük görmek ve hiçe saymanın ötesinde, kendini üstün görmekten başka bir şey değildir. Bir çeşit faşism, daha da ileri giderse ırkçılıktır.

Bütün bu yanlışları düzeltmek gerekirse söyleyebiliriz ki; evrensel tanımıyla gerçek demokrasi, her halkın en ufak azınlığını dahi, kim olduğu farketmeksizin dikkate almaktır – ki bu da Dünya üzerindeki bireylerin tümüdür.

Fikirsel boyutun ötesine geçip uygulamada evrensel bir yol çizmeye kalktığımızda ise kafalar karışabiliyor. Dünya tarihinin çeşitli zamanlarında, değişik bölgelerde, sayısız şekilde farklı “demokratik uygulama” istismarları karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla evrensel bir demokrasi yaklaşımından bahsedebilsek de, uygulamada evrensel bir demokratik yönetim tanımı yapmanın imkanı yok .

Bütün bunları düşündükten sonra farkederiz ki gerçek bir demokrasiye sahip olmak için tek yol; “Demokrasi”nin olaya göre uyarlanan bir bahane olarak siyasi iktidar malzemesi değil, yaklaşım olarak yaşam biçimi haline gelmesidir.

http://msp261.photobucket.com/albums/ii73/MsOneLove/Peace/world.jpg