Muhalefet Yapmak Öğrenilebilir Mi?

CHP kadrosu üç aşağı beş yukarı 10 senedir aynı. Ondan önceki 30 sene de şartlar zorlamadıkça pek değişmemiş görünüyor. Özetle Bülent Ecevit o dönem de eleştirilen ve bugün halen eleştirilen, iktidar yanlılarının “CHP zihniyeti” olarak isim taktığı yapılanmadan ayrılarak CHP’yi kaderiyle başbaşa bıraktığından beri, sanki, CHP’de ne bir yenilenme, ne bir ilerleme ne bir öğrenme söz konusu.

30 senedir muhalefet yapmayı beceremediklerinden olsa gerek bir türlü halk onlara güvenmemiş, iktidara yaklaştırmamış.

En çok oy aldığı seçimde en büyük yardımcısı “Aman AKP almasın da” korkusu ile %10 barajının etkileşiminden oluşan “ürkek tepki oyları” olmuş, ama yine de bunu “oylarımızı arttırdık” diyerek övünç kaynağı sanmış.

Bugün de muhalefet yapmış olmak için muhalefet yapmaktan öteye geçemediklerinden günü gelince MHP’nin kulvarına, günü gelince DP’nin kulvarına kayıyor, yerine göre İP yerine göre ÖDP sularında yüzüyorlar. Bunda elbette bir sorun yok, fakat bunu yaparken tutarlı olsalar bile, öyle yanlış şekilde yapıyorlar ki, uzaktan bakan vatandaş ya “bunlar ne yaptığını bilmiyor” diyor ya da “aman işte herşeye muhalefet” diyor.

Bütün bunların altındaki en büyük sorunları ise muhalefet yapmayı bilmiyor olmaları.

Benzer bir “yüzüne gözüne bulaştırma” örneğini de bugünlerde yaşıyoruz. Her zaman söylediğim gibi, Türkiye’nin en iyi muhalefet yapan adamı Tayyip Erdoğan. Karşısında ise Türkiye’nin en hatalı muhalefet yapan kadrosu olunca, ne idüğü belirsiz tartışmalar türeyiveriyor.

Mektuplaşma faslının geldiği son noktada Baykal’ın önerdiği “görüşme kameraya kaydedilsin” çözümünü Başbakan yuvarlak laflarla geveleyerek reddetti. Daha da iyi bir sıyrılma yöntemi olamazdı. Bu durumun farkına varan CHP sözcüsü Mustafa Özyürek de hemen çıkıp bunu eleştirmek için bir açıklama yaptı. Buraya kadarı doğru, fakat yine son noktada bir fiyasko ile, özellikle Mustafa Özyürek’ten sıklıkla görmeye alıştığımız itici ve kışkırtıcı bir tepki gördük:

Sayın Başbakan önce kabul ediyor, sonra ‘kamera varsa ben yokum’ diyor. Bu, kaçtığı sonucunu doğuruyor. Sayın Başbakan önce Milli Görüş gömleğini çıkarmıştı, şimdi de Kasımpaşalı gömleğini çıkarıyor. Biz mektubumuzdaki şartlarla görüşmeye hazırız. Ancak Sayın Başbakan bunları kabul etmezse kendi bilir. (bkz. haber)

Bu güne kadar Türkiye’ye özel siyasetle ilgili öğrendiğim bir şey varsa, o da söylediklerin kadar söylemediklerinin de halkın üzerinde etkili olduğudur. Bir sözü söylerken sınırını iyi çizmek, hatayı, zayıflığı işaret ederken itici ve saldırgan olma sınırını aşmamak gerekir. Siyasetten ziyade, insanlık için bir öncelik olmalıdır zaten bu.

Bütün bunların yanısıra, konular birbirine karıştırılınca tarafında olanları kaybetme şansın da artacaktır. Yorumlarını ne kadar özerk tutarsan, o kadar yalın ve net anlaşılacak, gereksiz yere tepki çekmeyeceksin demektir.

Özyürek’in bu son açıklamasında ise hem konular birbirine girmiş, hem ilkokul çocuğu seviyesinde “korkup kaçtı” yaklaşımıyla anlamsız bir saldırganlık benimsenmiş. Zaten Başbakan nasıl geveleyeceğini bilemeyerek “kamera olursa olmaz” demiş, zaten sen bir şey yapmasan halk Başbakan’ın çekindiğinin farkına varacak.

Haklı iken haksız konuma düşmek de işte tam olarak budur.

.

Siyaset yalnızca akıl işidir. Tecrübe, bilgi ve birikim de her zaman siyasetçinin lehinedir. Fakat bazı şeyler yetenek gerektir. Yaş, bilgi ve tecrübe doğal yetenek kadar etkileyici olamaz. Muhalefetin en büyük eksiği de işte bu, halk arasında “hitap yeteneği” olarak geçen, “doğru şekilde konuşma” becerisi.