"Mustafa" Hakkında Bir Şey

Aylar geçtikten sonra, genel olarak sevdiğim şekilde, tartışmaların suyu durulduktan, tarafsız bakışa nispeten dönüldükten, kuş bakışı inceleme imkanına eriştikten sonra “Mustafa” filmini izledim. Hemen vurgulamak isterim ki Can Dündar’ın da defalarca söylediği, hepimizin sinemalarda izlemesinden de aslında farketmiş olmamız gereken gerçek, “Mustafa”nın bir film olduğu. “Mustafa” bir belgesel değil.

Bu yanılsamada hatalı kimseyi göremiyorum. Doğal olarak, bence gelmiş geçmiş en başarılı Türk belgeselcisi olan Can Dündar istediği kadar sinema filmi olarak yapmaya çalışmış olsun, “Mustafa” izlemeye gidenler için hem öncesinde, hem de film bittikten sonra sinema filminden daha çok belgeseli andıran yapıdaydı. Burada asıl sorun filmin hikaye filmi değil, karakter filmi olmasıydı.

Film içerisinde bazı tarihsel yanlışlar olduğu ve bazı yorumların hala tartışılır olduğu, sonrasındaki tartışmalarda ortaya çıktı. Film hakkında yapılan yorumların çoğunu filmi izlemeden yapılmış olmasındna dolayı cehalet, abartılı komplo teorilerinin üretilmesini de (her ne kadar komplo teorilerini seven birisi olsam da) Can Dündar’ın önceki çalışmalarına bakarak abartılı buluyorum. Bu kadar büyük tartışma çıkartılmış olmasının da asıl sebebi Can Dündar imzası diye düşünüyorum. Yeni birisi bu işi yapmış olsaydı kaale alınmazdı. Yabancı birisi yapsaydı teorilere inanabilirdik. Hazırlayan isim, hepimizin güvendiği isimlerden olup, tartışılanlar akıl çelici olduğundan herkes özel olarak duygusallaşmış olabilir.

Filmin içeriğini tartışmak tarihçilerin işidir, filmin içeriğini verildiği gibi kabullenmemek de bizim işimiz. Her bilgide olduğu gibi, bize sunulan ile asla yetinmemeli, inansak da inanmasak da bilgiye uzanmaya devam etmeliyiz. Bu sayede ister taraflı, ister yanlış, ister dış destekli komplolara alet olsun, hiçbir film veya belgesel tutunamayacaktır. Gerçekler, bilgi ile ulaşılabilen, farkedilmeyi bekleyen güzelliklerdir. En nihayetinde güneş balçıkla sıvanamaz.

Bu filmin başından beri vurgulanan iki özelliği sinema filmi olması ve ilk Atatürk filmi olmasıydı. Bu sayede söylenmiş olana göre umdukları yeni filmlerin yapılması ve yeni nesillere aktarılan bilgilerin daha kolay ulaşılır kaynaklara zamanla aktarılmasıydı. Bu açıdan baktığımız zaman film çok önemli bir görevi, bu önemli görev ile de ilk okları göğüsleme mecburiyetini yerine getirdi.

Hepimizin bildiği “Cesur Yürek” (“Braveheart”) filminin anlattığı William Wallace aslında ilk savaşında ölmüş, ne film boyu gördüğümüz mücadeleyi vermiş, ne de orduya yaptığı o meşhur konuşmayı yapmıştır (ki bu konuşmada neredeyse ‘ben size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum’ anlamına gelen sözler ile Atatürk’ten esinlenilmiş olduğunu düşündürür). Bu ve bu gibi filmler kişileri yüceltir. Belgeseller ve kitaplar ise kaynağından bilgiyi ulaştırmakla yükümlüdür. Bu açıdan baktığımız zaman, ileride Atatürk hakkında daha çeşitli filmlerin yapılmasının önünü açması açısından “Mustafa” faydalı oldu. Belgesel olarak baktığımızda ise zaman kısıtlamasından dolayı odaklanamamış olması ve duygusal yöne ağırlık verdiğinden dolayı belgelere dayandırılamayacak sonuçlar çıkartılmış olması sebebiyle, bana göre başarısız bir belgeseldir. Ancak dürüst olmak gerekirse bütün bunlar önemli değil, çünkü “Mustafa” bir belgesel değil, sinema filmi.

“Mustafa”yı bir sinema filmi olarak müzikleri ve görüntüleri başarılı, vasat bir duygusal karakter filmi olarak buldum. Görüntülerin belgeseli fazlaca andırması, hikayeyi anlatışında eldeki malzemenin toplumsal yeri gereği canlandırmaları yeterince kullanamamış olması ve sahne geçişlerinin belgeselden kalma alışkanlıkla uzun beklemelere yer vermesi ile çok ağırlaştırılmış bir biyografi. Atatürk duygusallaştırılmış, bu duyguyu beğensek de beğenmesek de bu açıdan başarılı olduğundan dolayı da amacına nispeten bu konuda da ulaşmış bir film.

Bence ne olursa olsun, her zaman yapılan işten önce niyet öncelikli öneme sahiptir. Ne önceki çalışmaları ne de “Mustafa” Can Dündar’ın niyetinin farklı olduğunu göstermiyor. Ardından yapılan onca tartışma ile gördük ki bu film asıl amacına ulaşarak, bilgileri tozlu raflardan indirdi, pislikleri halı altından çıkartmaya başlattı. Film sonrasında yapılan onca yanlış yorum ile gördük ki bizim daha kırk fırın ekmek yememiz, kırk film çekmemiz gerekiyor. Filme sevinerek, süresinin yetersizliğine üzülerek, kaynakların eksikliğine dövünerek gördük ki… biz Mustafa’yı arıyoruz.

İçeriğinden önemlisi, “Mustafa” filmini çekmeye cesaret ederek bizi silkindirip Mustafa Kemal’i bulma yolunda doğrulttuğu için Can Dündar’a teşekkür etmek gerekir.