Örnek Üzerinden Anayasa Mahkemesi'nin Türban Kararı

Bir sene önce…

5 Haziran 2008 günü, AK Parti ve MHP’nin birliği ile meclisten geçen kamusal alanda başörtüsü sınırlandırması ile ilgili, nam-ı diğer “türban yasası”; Anayasa Mahkemesi tarafından genel bir tanımla “anayasayla bağdaşmadığı için”, yani mevcut anayasaya uymadığı için iptal edildi.

fft1_mf54771

Bugün…

“Bakalım gençler neler yapıyor, sivil örgütler nereye gidiyor” diye merakımdan ve belli belirsiz bazı kaynaklar tarafından desteklenip, pohpohlanıp şişirilmelerinin yarattığı kuşkudan kaynaklanan önyargılarımı kırma adına üye olduğum “genç siviller” e-posta grubundan bir duyuru geldi. Duyuru bu son kurduğum cümle kadar uzun ve karmaşık değildi… 5 Haziran 2009’da, Anayasa Mahkemesi’nin kararının 1. yılında Anayasa Mahkemesi’nin “yetkisini aşıp”, “yasama organının yetkilerine müdahale edip”, “özgürlükleri kısıtlayan” ve “darbecilerin desteklediği” kararı protesto edilecekmiş. Duyurunun sahibi de “AK-DER”.

.

Dünü, bugünü ve yarını kapsayan zamanüstü yorumum…

Türkiye’de politik konularla popülist konuların birbirine girdiği durumlarda kavramlar iyice karışıyor. Anayasa Mahkemesi kararına karşı olmak “dinci” damgası yemeye yol açabilirken, Anayasa Mahkemesi’ni savunmak da “darbeci” veya “din ve özgürlük düşmanı” olmak demek olabiliyor. Halbuki mesele siyasi bir mesele, bu kadar duygusal ve karmaşık bir durum yok ortada.

Öncelikle ben geçen sene bu konuda MHP’nin yaklaşımını tamamen yapıcı, haklı ve dürüst bulmuştum. Dolayısıyla yapılan anayasa değişikliğini de sonuna kadar desteklemiştim. Ta ki Anayasa Mahkemesi bu değişikliği reddene kadar.

Olayı basit bir örnekle eşdeğer görüyorum. Eşim bile bazen bu yaklaşımıma anlam veremese de, bence siyasi meseleler duygusal (yani popülist) etmenler dikkate alınmadığında (yani yalnızca aklın yolu takip edildiğinde) çok baside indirgenebilir.

Bir mahalle düşünün. Mahalle halkı bölgeye görkemli bir cami yapılmasını istiyor olsun. Görevlendirdikleri bir mimara camiyi tasarlatmış olsunlar ve aralarında topladıkları para ile de bir şirkete bu işi vermeye hazır olsunlar. Sonra konunun uzmanı bir inşaat mühendisi son olarak bölgeyi, zemini ve tasarıyı incelesin ve desin ki “Maalesef buraya bu cami yapılamaz, tasarı zemine uygun değil, kaldırmaz.”

Bu oldukça basit örnek içinde mahallelinin, “biz ibadet hakkımızı istiyoruz!”, “inşaat mühendisi haddini aşıyor, mimarın işine karışıyor!” veya “demokrasi gereği halkın çoğunluğu ne isterse o olmalı!” şeklinde isyan etmesi ne kadar “mantıklı” olacaktır?

Sonuç olarak vermeye çalıştığım bağlantı çok açık. Örneğin basitliği, anlamını azaltmaz. Her işin bir uzmanı vardır ve son sözü bu uzman söyler. Sonuçta asıl meseleye dönersek de Anayasa Mahkemesi “anayasa düzenlemesi uzmanı” mercidir ve son sözü söylecek kurumdur. “Tasarı anayasaya uygun değil” ya da “tasarı zemine uygun değil” diyorlarsa, bu karara duygusal veya kişisel gerekçelerle değil, bilimsel ve hukuki sebeplere dayanarak varmış olduklarını varsayarak uzman görüşünü kabul etmek zorundayız.

Bu sebeple kimse beni 5 Haziran’da Anayasa Mahkemesi’nin önüne eyleme çağırmasın.

Mahalle camimizin tasarısı zemine uygun değilse, zemin sağlamlaştırılır, inşaat mühendisi taşlanmaz.