Sulu Şaka

Islak imza tartışmaları durulduktan kısa bir süre sonra Genelkurmay da ıslak imzanın sanığa ait olduğunu doğruladı. Peki bugüne kadar ıslak imza konusunda neler olduğuna bakınca bu durum neler düşündürüyor?

İlk önce fotokopi bir belgeyle çıktılar ortaya. Bilimsel ve yasal olarak gerçekten bir “kağıt parçası” olan bu fotokopi belge üzerine haftalarca konuşuldu, tartışıldı. Belgenin imzası ıslak değildi ama belgenin suyunu çıkartmayı başardılar.

Tartışmalar dindikten sonra kağıt parçasının aslını, yani bilimsel olarak ve yasal olarak “belge” denebilecek “ıslak imza” bulunan belgeyi buldular. Oraya buraya gönderdiler, birileri Dursun Çiçek’in imzası dedi, başka birileri değil dedi. Önceki tartışmaları tekrar ısıtıp sofraya koydular. Daha da suyunu çıkarttılar. Vatandaşı konuya da habere de küstürdüler.

Aradan oldukça zaman geçti, nihayet konu üzerinde en yetkili makamdan açıklama geldi. Aslında başından beri bu açıklama gelmeden yorum yapılmaması gerekiyordu ama çoktan iş işten geçmiş, olayın suyu sıkılmıştı.

Bülent Arınç’ın “Islak imza kurudu” sözünün aksine, ıslak imzanın suyu sıkıldı.

Bugün ise suyu sıkılmış, kurumuş ve hatta kabuk bağlamış bu konuyu nihayet adamakıllı tartışma vakti geldi. Fakat iş işten geçti bile. Çoğu kişi konu üzerinde bugünkü haberi okumayı beklemeden tarafını seçti, olayı futbol maçına çevirdi bile.

Bu dakikadan sonra ne desek, ne tartışsak boş. Olan oldu bir kere.

Bir kere daha ortak doğru tek olmasına rağmen, bir şekilde sanki farklı düşünüyormuşuzcasına ayrıştırılmayı başardık.

Bir kere daha göz yumduk… Uyutulduk.

Artık biri bizi çimdiklese de uyansak.