Ümüğümüzü Teslim Etmiyoruz

Başbakan’ın haftalar önce yaptığı “IMF’ye ümüğümüzü sıktırmayız” açıklamasının ardından çok espri yapılmıştı. Yapılan esprilerin en başında, IMF ile yapılan herhangi bir anlaşma sonucunda uzun vadede her hâlükârda ümüğümüzün sıkılmış olacak olması geliyordu. Bu sebeple bu söylem kendi içinde çelişen fakat yine de bizleri tam anlamıyla gaza getiren bir söylemdi.

Şu anda ne zaman olduğunu hatırlamadığım bir tartışma sırasında birisi AKP yönetim kadrosunun sadece iktisatçılar ve tüccarlardan oluştuğundan dolayı bütün ekonomik yatırım ve geliştirmelerin bu yönde yapılmasının normal olduğunu söylemişti. Fikre göre; AKP kadrolarında sanayiciler, üreticiler veya akademisyenler olmadığı için, temel adımların hep ekonomik paketler ve batı ekonomisinin Türkiye’deki uygulamasının genişletilmesi yönünde olması aslında beklenen bir sonuç olmalıymış. Zaman geçtikçe bu tespitin ne kadar yerinde olduğunu görüyoruz. Bunun geçmişteki en güzel örneği de DSİ kökenli Demirel’in barajlarıyla ünlenmesini hatırlatabilirim.

AKP yönetimi barındırdığı iktisatçı/tüccar genleri dolayısıyla bu işi oldukça iyi, hatta bazen aşırıya kaçacak şekilde (Bkz. özelleştirmeler) yaptı. Üretimde artışın yetersiz olması, tarımın gerileme sürecine girmesi de bu kadro yapısının olağan yan etkileri sanırım.

Kadroların dışında bakarsak da Başbakan’ın kendisi ve çevresi yerel yönetimler konusunda bilgili ve tecrübeli. Şahsi fikrimce AKP’nin en büyük başarısı yerel birimlere hakettiği önemi vermeleri. Tepeden inme bir şeyin olmayacağı gerçeğini çoktan farketmiş olmaları. İşte bu sebepledir ki IMF’ye ümüğü sıktırıp sıktırmama konusunda bir çelişki yaşanmış.

Haber İçin Tıklayın

Bana göre günün açıklaması bu haberde gizli. Başbakan 3 şart üzerinde anlaşılamadığı için ümüğümüzü IMF’ye teslim etmeme yoluna gitmiş. Bu şartların hiçbirisi de katıksız iktisadi şartlar değil.

Bu açıklamada kesinlikle Tayyip Erdoğan’ı haklı buluyorum. Eğer ısrarla bu söylediklerinin arkasında durmayı başarabilirse sonunda IMF’ye ümüğümüzü elden teslim etmemiş olacağız. Bu gidişle illa ki bir gün sıktıracağız, ama en azından ümük hala bizim ümüğümüz olarak kalmış olacak.

Haberde bahsi geçen 3 zor şart hakkında şunları söyleyebilirim:

Gelir iradesinin özerk olması liberalleri çok sevindirecek fakat bizim şartlarımız için tehlikeleri olan bir öneri. Ayrıntısına girmeye gerek yok, Başbakan zaten doğru yorumlamış.

“Nereden Buldun” sorusu ise teoride harika bir düzeltme olsa da birincisi AKP politikalarına çelişen, sermayeyi ürkütecek bir hamle. Henüz şartlar uygun görünmüyor (şu anki politikalar gereği). Ayrıca AKP’ye  yakın yatırımcılarının ve özellikle kayıt dışı ekonominin en büyük gücü olan cemaatlerin de kayıt altına girmesini sağlayabilecek bu düzeltmenin AKP tarafından yapılmayacağını ben zaten sorsanız söylerdim. Şahsen vergi yapısının kökten değişmesi yanlısı birisi olarak bu öneri zaten benim için “ha var ha yok” kapsamında kaldığından es geçiyorum.

Yerel yönetimlerin gelirlerinin kendi yerel halkları tarafından karşılanması fikri hakkında da biraz kafa patlatırsak şu sonuca varırız: Yerel yönetimlerin liberalleşmesi anlamını taşıyan bu yapı, fakir illeri geriye, zengin illeri ileriye taşıyacaktır. Dünya ekonomik düzeninin en büyük yan etkisi olan bu uçurumun büyümesi sonucunda hiçkimse bir kazanç elde etmez, edemez. Özellikle Türkiye gibi iller arasında ve köy-kent karşılaştırmasında uçurum barındıran bir yapı içerisinde bu yaklaşımdan külliyen uzak durmak gerekir.

“Yiğidi öldür, hakkını yeme” demiş atalarımız. Başbakan’ın bahsi geçen itirazları haklı. Bahsi geçmeyen tavizleri bilemediğimiz için o kısmını yorumsuz bırakıyorum.