Uzaktan Bakarak, Günün Yorumu

2 haberi ve bir yazıyı önem sırasına göre yorumlamak istiyorum.

1. Sonunda gerçek hızlı trene kavuştuk (Haber için tıklayın)

Sürekli “hızlı” olduğu iddia edilen ve en az 20 sene öncesinin teknolojisiyle yapılan tren yolları ve trenlerle yıllarca kandırıldıktan sonra sonunda Dünya standartlarındaki ilk hızlı trenimize kavuştuk. Dünya’da “hızlı” tren olmak için saatte en az 200km hızla gidiyor olmak gerekiyor. Bizimkisinin 230km’ye çıkabiliyor olması aslında oldukça vasat da olsa yine de gerçek bir hızlı tren. Bana göre Türkiye’nin ikinci en önemli ihtiyacı demiryolları gelişimi. Ekonomik büyüme, Avrupa Birliği, sözde demokrasi… Bunlar aslında bence ikincil ihtiyaçlar. Bu kadar önemli bir ihtiyacın anca geliştirilmeye başlanması elbette ki siyasi yönetim yanlışıdır fakat onların da kendilerince belirli kaygılarından dolayı bu gecikmenin olmuş olması normal. En azından iyimserim bu konuda.

Geç de olsa hızlı tren atağına başlanmış olması iyi bir işaret. Umarım bu gelişmeler yalnızca 230km/saat hızla giden vasat hızlı trenlerle ve yalnızca şehirlerarası ulaşımda kalmaz, tüm şehirlere ve şehir merkezlerine, Dünya standartlarını zorlayacak örneklerle yayılır.

Darısı, bana göre en önemli ihtiyacımız olan, tarımsal gelişimin başına…

.

2. Zaman sustu sustu, yetkinliği olmayan bir “yorum”u manşete taşıdı… (Yorum yazısı için tıklayın)

2 gündür ısrarla Zaman gazetesinde çıkacak Tubitak-Darwin tartışmasının haberini bekliyorum. Günde en az 3 defa girip haberi nasıl vereceklerini merak ederek siteyi dolaşıyorum… 2 gündür ne haberden ne de konudan bahsetmeyen Zaman internet sitesinde bir “profesör” yorumu yayınlanmış. Şahsen haberi “Zaman” gözüyle görmek isterdim ve anlayışla karşılardım fakat haberini yapmadıkları bir şeyi eleştirmeyi, o konuda bilimsel anlamda yetkinliği olmayan bir eğitim bölümü profesörünün mektubuna bırakmayı bir gazeteye yakıştıramadım. Muhtemelen Zaman kendi tarafını alenen ve resmen belli etmemek için yine bir sözde uzmanın mektubunun arkasına saklanmış.

Yazıya değinmeyeceğim. Yalnızca bu yazının altında aramamız ve bulmamız gereken anlama değineceğim. Öncelikle “Evrim teorisi” veya “Evrim kuramı” adı üzerinde halen ispatlanmamış fakat çoğu bilimadamı tarafından mantıklı ve olası bulunan bir fikir. Evet, evrim henüz tam olarak ispatlanmadı. Buna sebeple tüm Dünya’da “gerçek” bilimadamları halen bu konuyu araştırmaya devam etmekte. Yapılmış bu yorum ise evrimin kendisi gibi ispatlanamaz önerilerle dolu. Bunu tartışmak, gereksiz yere kitleleri kışkırtmaktan başka bir yere bizi götürmez.

Hepsini bir yana bırakalım, bu yorumu yazan “profesör” de aslen bir biyoloji veya genetik profesörü değil, biyoloji eğitimi profesörü (halk arasındaki adıyla lise biyoloji öğretmenliği bölümü profesörü). Herkesin hakkını vermek gerekir. Bir konu üzerinde çok okunup çok araştırma yapılabilir, benim de yapmaya çalıştığım gibi. Bir konu üzerinde fikir yürütülebilir. Herşey yapıldıktan sonra son noktaya gelindiğinde, tüm yorumların ve fikirlerin ardından geçerli bilimsel gerçekler ise ancak bilimadamlarının bilimsel çalışmaları sonucunda ortaya çıkar.

Bugün itibariyle ne “Evrim vardır” demek ne de “evrim yoktur” demek bilimselliğe sığmaz. Dolayısıyla bu tür tartışmalar ve yorumlar ancak “Fenerbahçe mi daha büyük Galatasaray mı?” sorusu kadar anlam ifade eder…

Burada önemli olan nokta yine de evrimin olup olmaması değil, Zaman’ın gazete olarak ne haberi ne de Tubitak’ın resmi açıklamasını manşetten vermemiş olmasına rağmen bir “yorum”u tutup manşete yerleştirmesidir. Bu da tarafsız yayın anlayışına uymaz. Tarafsız yayında haber içeriklerine eşit önem verilmelidir. Tarafsız habercilikte bir haberin eleştirisi, haberin kendisinden daha öne çıkartılamaz, tersi durumda da eleştiriler saklanamaz.

.

3. 40 Hadis Ezberleyene 100 TL Yarışması (Haber için tıklayın)

Her ne kadar bu konuda tahminimce bir sürü tartışma yapılacak olsa da bana göre hepsi yersizdir. Resmi kayıtlara göre %99’u müslüman olan bir ülkede Hz. Muhammed’in doğumu ile ilgili bir haftanın kutlanması kadar doğal bir yaklaşım olamaz. Yine de bunun elbette ki adaletli bir şekilde yürütülmesi ve yansıtılması ilk koşul olmalı.

Çocuklara hadisleri ezberletici bir yarışma elbet olabilir, fakat bBana sorarsanız hadis ezberletmek yerine bir hadisi ele alıp bir kompozisyon yazdırıp kompozisyon yarışması yapmak daha uygun olurdu, fakat yine de henüz bu yetkiye sahip olmadığımdan bunu yalnızca bu yazıyı okuyanlarla paylaşabilirim. Ezberciliğe karşı, edebiyatı destekleyici bir yaklaşım, daha yapıcı olurdu.

Bu haberdeki yanlış ne “Kutlu Doğum Haftası” kavramı, ne de çocuklara hadis ezberletilmesi durumu. Haberdeki yanlış, “Laiklik” ilkesi ile ne kadar çakıştığını yargının daha iyi bileceği üzere, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu yarışmayı duyurmuş olması. Ramazan Bayramı ile ilgili yarışma olsa duyuracaklar, Noel yarışması yapılırsa duyurmayacaklarsa bu laikliğe uymaz. Laiklik tüm dinlere eşit yakınlık göstermektir… Dolayısıyla ya hiç bulaşmayacak, ya da hepsine eşit yakınlıkta olacaksınız. Bu durumda Milli Eğitim Bakanlığı kendi kendine diğer dini bayramları ilgilendiren yarışmaları da duyurma görevini üstlenmelidir. Haydi buradan yak…

Bir diğer yanlış da “yarışma” adı altında bu işin bir çeşit sömürüye uygun hale getirilmiş olması. Benim bildiğim yarışmada kazananlara ödül verilir. Bir kompozisyon yarışmasında her kompozisyon yazana ödül verilmesi ne kadar anlamsız ise, bu “yarışmada” da her 40 hadis ezberleyene para verilmesi anlamsız oluyor. Bu şekilde tasarlayarak, bu kriz döneminde, gerçekten belirli bir suistimali işe dahil etmiş oldukları ortaya çıkıyor. Bu yanlışın tekrarlanmaması ummaktan başka yapabileceğim bir şey de yok.