Bonjour Monsieur (Bonjuğ Mösyö) – 2

Bonjour Monsieur (Bonjuğ Mösyö) -1 yazısının devamı…

.

Bölüm 5 – Yerleşik Düzene Geçen İlk Türkler

İlginç bir şekilde buraya gelmemizin üzerinden 6 hafta geçmiş olmasına rağmen hala arada sırada her defasında değişik birisi “alıştınız mı?” sorusunu soruyor. Cevabımız da hep benzer oluyor. Genel hatlarıyla bakarsak 2 gün sürdü buraya “alışmak”. Alışmanın tanımını kestiremediğim için bunu psikolojik ve görsel olarak alışmak olarak yorumluyorum. Sonuçta Burada 2. günümüzde otobüse binip istediğimiz yere gidiyor, gerekli alışveriş ve hayati ihtiyaçları yapabiliyorduk. Alışmak tanımı içerisinde başka ne olabilir bilemiyorum. Şöyle resme biraz uzaktan bakarsak aslında farkedilir ki herhangi bir yerde yerleşik bir düzen kurmak düşünülenden çok daha kolay. Ne biz ilktik, ne son olacağız, ne de bu bizim için son olacak…

Fransa’ya yerleşme sürecimizi daha buraya gelmeden önce değişik bölümlere ayırarak planlamıştık. Bunun ilk adımı bir ev bulmak ve evi gerekli eşyalar ile donatmaktı ki hazır donatılmışını bularak bunu aradan çıkartmış olduk. İkinci adım “iş”ten bile olmayan bir paniğe kapılmadan benim yükseklisansımı bitirmemdi. Bu arada da bir araba bulmaya ihtiyacımız olacağı da önceki Amerika ve Paris tecrübelerimiz ile kestirebildiğimiz bir gerçekti. Üçüncü adım ise yükseklisans ve askerlik tecil işlerimi temize çıkardıktan sonra dörüp benim sözlük anlamı ile bir “iş” bulmam. Bundan sonra “yerleşik” olmak için daha ne gerekir? Evin, eşin ve işin neredeyse oralısındır sonuç olarak. Buna aslında dostları da katmak gerekir ama onların sırası henüz gelmedi. Büyük planımızın parçası olarak onlar ile buluşacağımız vakit gelince bugünlerde yaşadığımız ayrılıklar ve hasret anlamını yitirmiş olacaktır.

Canlı yayında kamera ile göstermek nereye kadar yeterli olabildi bilmiyorum ama yine de ilk yazıda hazır olmayan ev resimlerini ekliyorum.Resimler, üzerine basarak büyütülebilir.

.
Bölüm 6 – Evren, Söz Dinleyen, Hafızası İyi, Çok Şakacı Biri…

Umarım herkes doğru hayallerin peşinde doğru dileklerini doğru zamanda elde edebilir. Bizim için şimdiye kadar bu üçlüden illa ki birisi sapmaya uğramış şekilde de olsa bu cümle hep geçerliliğini korudu. Bunun yanında iyi veya kötü anlamda büyük konuşulmasının yan etkisi de yadsınamaz.

Edilmiş sözler ile hayatın suratımıza çarptığı şakalara bir örnek de burada uzun çabaların sonunda alabildiğimiz araba oldu. Bundan birkaç ay önce şirkette Okay Pejo 106 almaya karar verdiğinde aramızda geçen bir konuşma aklıma geldi. Neden 106 almak istediğini sorduğumda Okay üniversiteye ilk başladığında insanların 106 ile gezerken ne kadar imrendiğinden ve hep 106 sahibi olmak istediğinden bahsetmişti. Ben de bu yoruma “bahsettiğin dönem yaygın olan araba 206 değil miydi?” diye itiraz etmiştim. Ardından yok 106, yok 206 derken Okay sonunda bana “Abicim ben 106 hastasıyım, yıllardır 106 alıcam diyodum. Sen kendine 206 alırsın inşallah.” demişti… Aldığımız arabanın resimleri aşağıda. Sözlerimiz ile Evren’in ilişkisi üzerine daha fazla yoruma gerek yok, ancak Okay’a benim bile aklımda olmamasına rağmen gerçekleşen dileği için bir teşekkürü borç biliyorum.

)

Plaka güzel denk gelmiş 🙂

)

Ufak darbeler neredeyse her arabada var 🙂

.
Bölüm 7 – Yedi Bitirdi

Fransa ile ilgili en yaygın bilinen gerçek (ben aksini gözlemlediğimi önceden belirtmiş olsam da gerçek olduğunu zamanla öğrendim) Fransızlar’ın ısrarla Fransızca konuşmaları. Burada Fransızlar ile ilgili başka bir gerçek de bürokrasiye bağışıklıkları olmaları. Hayatınızda Türkiye’de herhangi bir resmi işi en yavaş yaptığınız, en uzun süre bir evrak beklediğiniz işleminizi düşünün… İşte o işlem buranın normal seyri…

Öyle bir yapı ki internet bağlanması bir aydan fazla sürüyor, bankalar iş yapmamak için bahane arıyor, müşteri hizmetleri diye bir kavram hizmetten çok uzak ve bütün bunlara rağmen herhangi bir evrak işinde sinirlerine hakim olmayan vatandaşı “biz böyle yapıyoruz bu işi”, “senin o iş olmaz” gibi anlam ve alakadan uzak cümlelerle kestirip atıyorlar.

Banka işlemi yapmak için illa gereken bankamatik kartının bize “posta” ile gelmesi hızlı da olsa kart olmadan herhangi bir işlem yapılmıyor olması işleri yeterince anlamsız yere erteletti en baştan. Daha sonra kartı yutan makinenin şubesinde kart Nesli’nin adına olduğu için kartı bana vermek istemeyen banka görevlisi “kart yok burada dilekçe yazın yeni kart isteyin” şeklinde başından atmaya çalıştı. Nesli ne zaman bankadan bir hizmet istese en 2 günden açılan tahmini işlem süresi araba için yazacağımız çek için 7 günü buldu. Aynı işlem için Usman’a anında imzalayıp vermi olmalarına rağmen bize 7 günlük olanı denk geldi. Zaten çoğu işlem biraz da şansa bakıyor tahminimce bankalarda. Hepsinin günahını almayalım, ileride doğru bankayı bulacağımızı tahmin ediyorum.

Bütün bu bürokrasi yetmezmiş gibi Fransızlar’ın en belirgin özelliklerinden birisi de sanıyoruz ki asla “bilmiyorum” diyememeleri. Bazen yol sorduğunuz kişiler bile cevabı bilmemelerini hazmedemeyip sizinle azimle dolanıp arıyor, bazen gerçekten bilerek size yardımcı olmak için kolunuzdan tutup götürüyor. Aradaki farkı asla bilemiyorsunuz. Adam biliyor mu, yoksa biliyor gibi mi yapıyor? Aynı süreç benim oturma iznim için de geçerliydi. Kime sorsak sağlık sigortasını nasıl yaptıracağımızı değişik bir cevapla karşılaştık. Uzunca bir süre oturma izni için sosyal sigorta, sosyal sigorta için de oturma izni gerekiyor diye anlamsız bir kilitlenme yaşadık. Sonunda 184üncü defa farkettik ki elin ayağın tutuyor, ağzın laf yapıyorsa herşeyi kendin öğrenecek, kendin halledeceksin… Türkiye’de de durum buydu, burada da aynen buymuş… Dün gidip kaynağına, İngilizce bilen bir çalışan bulduktan sonra işin aslını öğrendim. Şimdiye kadar bize gerçekten yardım etmek amaçlı bilgi veren kişilerin büyük çoğunluğu yanlış bilgi vermiş… Ne de olsa onlar asla “bilmiyoruz” diyemiyorlar, tahminlerini cevap olarak veriyorlar.

“Bilemiyoruz” kavramının da elbet bir istisnası vardı… Tabi ki bankalar… Birbirinden bağımsız 2 şubede banka çalışanları bilgi almak için sorularn sorulara “bilmiyorum” dedi. Bir banka çalışanı bir çekin kaç günde çıkacağını veya bankamatiğin kartı neden yutmuş olabileceğini “bilmiyor” ise yapabileceğiniz tek şey biraz daha sabır tecrübesi edindiğinize şükretmek olabilir. Kim demiş illa Tibet’e gitmek gerek diye?

.

Devamı elbet gelecek…