Keskin Sirke

Dün gece “Man on the Moon” filmini Nesli ile tekrar izledim. Filmin etkileyici olduğunu hatırlıyordum fakat ayrıntılardan hiçbirisini hatırlamadığım için bir kez daha filmin yaşattıklarından nasibimi alabildim. Jim Carrey’in anlaşılmayan bir “komedyen”i canlandırması hem ironikti hem de “herhalde bu işi ondan başkası da yapamazdı” diye düşündürüyordu.

Film içerisinden en içime işleyen (ya da halihazırda içimden bir parçayı yakalayabilen) an, Andy Kaufman’ın, transandantal meditasyon grubu yetkililerinden gelen hiçbir şeyi ciddiye almamasının müşteriler üzerinde olumsuz etki yaratması ile alakalı (müşteri?!) bir eleştiriye yine aslında ironik şekilde verdiği cevaptı. Çevirisi kabaca şu: “Ben hayatı bir yansıma olarak görüyorum ve insanların bu yansımayı bu kadar ciddiye almalarını anlayamıyorum.”

Hayatı ciddiye almak ile hayat içerisinde bulunan öğeleri ciddiye almak arasında sanırım ince bir çizgi bulunuyor. Hayatın çok ciddi bir mesele olan kendisini ve onu oluşturan öğeler ile sanal ve edilgen olan yansıma parçalarının birbirinden ayrılması gerekiyor. Burada her zamanki iyimser yaklaşımımdan bağımsız olarak hayatımız sandığımız bize dayatılan hiçbir zoraki sürecin aslında bizim hayatımız olmadığını vurgulamak gerekir. Zorla yaptığımız iş bizim işimiz değil, başkası veya başka bir şey için yaptığımız iştir, başkasının hayatı için yaşadığımız andır. Sevmeyerek beraber olduğumuz kişi, istemeyerek birlikte birşeyler yaptığımız insanlar o kişilerin hayatıdır, bizim ise maskemiz. Hayatımın şu an içinde bulunduğum kısacık geçiş evresinde bu saydıklarımdan hiçbirisine sahip olmadığım için kendime konuyu deşme yetkisini henüz vermiyorum fakat üzerinde düşünmeye değer bir mesele olarak aklımızın bir köşesinde bulunmasında da bir o kadar fayda görüyorum.

Hayatın, bu dünyanın, evrenin bir yansıma olduğu fikri başka şekillerde tartışılması gereken konular olsa da, bu fikre karşı çıkanların bile savunacağı üzere, hayat eninde sonunda bitecek. İster yansıma olsun ister gerçek, ister tekrar gelecek olalım benzer bir hayata ister tek sıkımlık canımız olsun, ister rahat bir hayatımız olsun ister ardı arkası kesilmeyen sınavlarımız… Sonunda elimizdeki küpün değerini kırmadan da anlayabilmemiz gerekir. Keskin sirke olmaktansa su olmaya çalışmalı. Berrak ve saf. Küpünü delmektense yolunu bulan, ağzı yakmaktansa arındıran.

Söylemesi ne de kolay…
.
.

Ey kör! Bu yer, bu gök, bu yıldızlar, boştur boş!
Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş!
Şu durmadan kurulup dağılan evrende
Bir nefestir alacağın, o da boştur boş!

Ömer Hayyam