"Para" Yazı Dizisi 4: Faiz (Sondan Bir Önce)

(Önceki yazılar: “Para” 1: Para Nedir? / “Para” 2 : İstikrar ve Asli Önemi / “Para 3: Enflasyon (Asıl Canavar Kim?))

Yaşadığımız en büyük yanılsamalar inançlarımızla ilgilidir. Çoğu zaman bilgi eksikliğinden vardığımız yanlış yargılarımız, konuya inancımızın büyüklüğü ile doğru orantılıdır. Çoğu zaman hayal kırıklığı yaşamamak için kabuğumuza çekilişimiz, “diğerleri”nden soyutlayışımız da inançlarımızın büyüklüğü ile doğru orantılıdır. Türkiye şartlarında çoğumuz için “Faiz” de aynen bu doğrultuda yetersiz bilinen, kendi kendimizi “ötekiler” sandığımız ötedekilerden soyutlamamıza yol açan bir kavram.

Faiz sandığımızın aksine yalnızca müslümanlıkta değil, tüm sami dinlerde, sayısız filozofun dünya görüşünde ve devlet tanımında kötülenmiştir. Örnekleri çok aramaya gerek yok:

“….Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır….” (Bkz. Kur’an-ı Kerim, Bakara:275)

“Thou shalt not give him thy money upon interest, nor give him thy victuals for increase.” (Bkz. İncil, Leviticus:37)

Kabaca çevirisi:

“Ona paranı faizle verme (insanlara asla faizle para verme), veya yiyecek ve tahıllarını.”

Benzer örnekler Yahudilik’te (her örneğin değişik yorumları olduğundan burada bir örnek vermiyorum), değişik peygamberlerin hadislerinin yanısıra Plato, Aristo gibi ünlü ilkçağ filozoflarının da sözleri arasında faize ve sonuçlarına karşı uyarılara rastlamak mümkün. Ahlak açısından baktığımızda da tartışmaya, zorlamaya bile gerek yok zaten. Aklın yolu birdir, faiz adaletsiz ve yersiz bir kazançtır.

Peki ceza olarak ödediğimiz faiz bugünkü haline nasıl geldi? Bankadan “kazanç” olarak aldığımız faizin tam karşılığı nedir? Neden ben parasal düzenin temel 2 sorunundan birisi olarak faizi gösteriyorum? Sırayla bu soruların cevaplarını inceleyelim.

Faiz bugünkü yaygın tanımıyla, daha doğrusu birinci dereceden canımızı acıtan şekliyle, bankaların bizden fazladan aldığı paradır. Faizin bu kullanım şekli aslında ilk bankacılar tarafından geliştirilmiş bir çeşit “hizmet bedeli” veya “güvence miktarı” idi. Zamanla bankacıların zarara uğramamak için geliştirdiği bu ödenek sistemin değişmesi ve kağıt para basımı yaygınlaşıp, enflasyon canavarının da halka karışmasıyla bugünkü haline evrimleşti. Bu hikayenin değişik örneklerle anlatıldığı basitleştirilmiş (maalesef İngilizce) bağımsız belgeseller internet üzerinde rahatlıkla bulunabilir (Bkz. En basitlerinden bir örnek).

Faizin canımızı acıtmayan, aksine içimizi hoş eden şekli de bizim bankaya bir miktar para yatırıp, karşılığında daha fazla para almamızdır. Bu yanılsama da zaten “faiz haramdır” tartışmalarının odak noktasıdır. Acaba gerçekten bankaya bir miktar para yatırdığımızda daha fazla para mı kazanıyoruz? Bu sorunun cevabı basit olsa da uygulamada karşılığı biraz daha karmaşık. Teorik olarak eğer aldığımız faiz, geçen süre içerisindeki enflasyondan* daha fazlaysa, gerçekten bir şeyler kazanmış olmamız gerekir. Tartışmalar da zaten bu konu üzerinde döner. Açıklanan resmi enflasyon faizlerden düşük olduğundan dolayı varsayılır ki bankaya faizle borç ödeyen mağdurların parası bizlere kar olarak dağıtılır. Öncelikle bu yanlış bir bilgidir (Bankalar gerçekten para kazanır, bunun kaynağı da faizler değil, düzenin kendisidir. Bu konuya da bir sonraki, dizinin son yazısında geleceğim.), fakat yine de faizli alacakların da payı oldukça ufak da olsa vardır. Konu dışına çıkmama adına bu tartışmayı başka bir yazıya erteleyerek sıyrılmak istiyorum. Bu durumda mantık olarak ilk çıkış noktasında bankaların bize faiz olarak verdiği varanın bir kısmı bizim paramızın değerini koruması için yapılan artış, bir kısmı da paramızı bankaya emanet edip kullanmasına izin verdiğimiz için bankanın bize ödediği “hizmet bedeli” veya “güvence miktarı”dır. Yani ilk çıkış noktasında iki yönde de faiz birbirinden farksızdır. Burada değinilmesi gereken nokta, herhangi bir şekilde miktarı artmayan, yaygın tabiri ile yastıkaltı yapılmış olan paranın zamanla eriyeceğidir. Yani biz faizli kredi alıp faiz ödemesek bile, oturduğumuz yerde paramızın değerinin azalması ile bir yerlere bir şeyler ödemiş oluyoruz. Enflasyona “gizli vergi” denmesinin sebebi de budur.

Faiz, düzenin içerisinde herkesin bir yandan alıp diğer yana artırarak geçirdiği bir bela. Merkez Bankası ilk çıkış noktası olarak devlete ve bankalara belli bir faizle para aktarma hakkına sahip. Sıkça duymuşsunuzdur: “Merkez Bankası faiz indirimine gitti”. düzen içerisinde Merkez Bankası paranın asıl dağıtıcısı ve üreticisi olarak faiz indirimine gittiğinde bankaların gözleri parlar. Daha az faizle alabilecekleri paraya heyecanla atlar, piyasaya yeni para katarlar. Dürüst olmak gerekirse bu kadar yalın olmasa da, yapı kabaca bu şekilde işler. Bankalar aldıkları faizli borcun acısını kendi kredilerinde bize biraz da kendilerine kar katarak geçirirler. Bu sırada piyasada artan para miktarı, artan ürün miktarından fazlaysa enflasyon da oluşur, bir tokat da oradan yeriz. İşte o zaman deymeyin keyfimize.

Dahil olduğumuz parasal düzen, ki hemen belirteyim tüm Dünya dahil değildir bu düzene, çarpık, karmaşık gösterilmeye çalışılan, vatandaşın ve hatta devletlerin değil, bankaların, bankacıların, uluslararası para kuruluşlarının çıkarını en üstte tutan bir düzendir. Faiz, bizim tartışabileceğimiz, enflasyon gibi, krizler gibi, düzenin iğrenç yüzünü saklamak için kullanılan maske parçalarıdır. Bu yapı oldukça işlevseldir. Düzeneğin görünen ve hissedilen ucunda sorgulanacak bir kaç öğe barındığı sürece, sorgulanma sırası asla temele gelmeyecek, düzen toptan sorgulanmayacaktır. Bu düzenekte de faiz temelden bir önceki adım olduğu için, parasal düzenimizin en büyük 2 yanlışından birisidir.

Parasal düzenin görünen sorunları aslında düzenin yalnızca nispeten ufak sorunlarıdır. Buzdağı gibi, derine indikçe büyüyen bir düzenekle karşı karşıyayız. Denize açılmış, rüzgarın savurduğu yönde masumca ilerliyor, buzdağının görünen kısmı üzerine tartışıp, kendi kendimize onu alt etme hesapları yapıyoruz.

Halbuki;

Denizde buzdağı ile karşılaştığınızda iki seçeneğimiz vardır: Buzdağının görünmeyen kökünü parçalamak veya fuzuli çırpınışları bırakıp yön değiştirmek.

Denizde buzdağı ile karşılaştığınızda bir tek ölümcül hata vardır: Buzdağının yalnızca görünen kısmı ile uğraşıp, altında gizlenen dev tarafından batırılmak.

.

Kriz, buzdağının görünen kısmıdır.

Sonu geldi: “Para” Yazı Dizisi 5(son): Bankacılıkta Yasal Kalpazanlık