Yine Yeni Yeniden "Türk Lirası"

Yıllar öncesinde altı sıfır atılırken de planlandığı üzere Yeni Türk Lirası’ndan “Yeni” sıfatı kaldırılarak yine yeni yeniden “Türk Lirası” dönemine dönüş yapılacak. Altı sıfır atma projesinin ikinci ayağı olan bu süreç için 2009 yılı seçilmiş ve bir kez daha eski para, yeni para, yepyeni para tartışmalarının yaşanacağı bir döneme girilmesine ramak kalmıştır. Bu tartışmalardan sonra elbette ki bir de 2010 başlarında yaşanacak “eski yeni” paraların tedavülden kalkması ile mağdur olacak bir kısım vatandaşımız olacak.

Öncelikle Altı sıfır atılmasının ne getirisi oldu onu tartışmak gerekir. Getirisi olmadığını söylemek anlamsız bir inatlaşmadan öteye gitmeyecektir. Devlet yine aynı paraları basmış, hiç olmazsa hesap kitap işlerinden yaptığı tasarrufla arayı kapatmış, dünya borsalarında getirdiği saygınlık da cabası olmuştur. Bunların dışında halk gözünde yaratılan ekonomik güven ortamı ve şişirilen ekonomik istikrar paketinin de tutundurulması için zemini pekleştirmede önemli rol oynamıştır. İşin komik yanı da, bu projenin de o dönemki hükümete, bir önceki koalisyondan kalma bir proje olmasıdır. Yani hem ekonomik paket, hem AB üyelik görüşmeleri hem de altı sıfırın atılması süreçleri başladıktan sonra başa gelen hükümet, döneminde bu fırsatı tepmeyerek, gerekli ilgi ve alakayı bu önemli süreçlere vererek hedeflenen ekonomik başarıyı o kısa dönem için yakalamıştır. (“Kısa” tabirimden kimse alınmasın, bir kaç yıl asla “kısa”dan başka şekilde tanımlanmamalı bir ülke ekonomisi için.)

Altı sıfır atılmasının getirilerinden en önemlisi de bana göre 1 kuruş döneminin geri dönmesi olmuştur. Her ne kadar yönetim bunu idare edememiş olsa da 1 kuruşlar birkaç ay kendini kullandırtmıştır. Basit bir söz vardır: “Büyük ekonomilerde küçük paralar döner.” Çok kısa bir süre en küçük paramız piyasada dönmeyi başardı, ta ki halk fiilen 1 kuruşları tedavülden kaldırana dek. Bugün her ne kadar yepyeni “Türk Lirası” basımlarında tekrar 1 kuruşlar basılacak haberi çıkmış olsa da biz yine biliyoruz ki halk maalesef bu kadar küçük paraları kullanacak kadar nakit akışı yaşayamayacak.

Yepyeni “Türk Lirası” döneminin en önemli gelişmesi bana göre 200TL banknotların basılacak olmasıdır. 1 kuruşların şeklen kullanımda olmasına rağmen, 200TL basılarak en azından resmen değer kaybının belirtileri kabul edilmiş olacaktır.

“Bu gidişin sonu nereye varacak?” diye sormak gerekir. Para birimimiz ne olursa olsun, halk için asıl önemli olan ne sıfırların sayısı, ne paranın arkasında basılı olan Yunus Emre, ne önünde orada olmasının tarihinin bile sorgulanmadığı Atatürk resmi*, ne de paranın adıdır. Halk için önemli olan tek şey alım gücüdür, değer kaybıdır. Tek kabahatlerinin yanlış politikalar üreten yöneticilere oy vermiş olmaları sonucu, maaşlarının ve gelirlerinin değer kaybederek eriyip gitmesidir.

200TL banknotların üzerinde Yunus Emre resmi olacağı haberini okuyan bazı vatandaşlar hemen içlerinde depolanmış hırsı ve öfkeyi dışarı vurarak bazı internet sitelerinde yorum olarak Atatürk resminin yerine bu resmin gelmesine sitem etmişler. Düşünmemişler bile bu resimlerin paranın arka yüzüne geleceğini. Toplumun bu kadar peşin fikirli bir şekilde öfkeyle doldurulmuş olması da elbette ki yönetim kabahatidir. Burada hemen eklemek gerekir ki yönetim hükümet demek değildir. Ülkeyi yönetenler aslında TBMM çatısı altına seçerek gönderdiğimiz herkestir. Güzelim Türk kahvesine tuz katan da suçludur, kattıran da.

Yepyeni “Türk Lirası” vatana millete hayırlı olsun. Umarız ki 200TL bastığımız son çeşit Türk parası olur ve umarız herkes biraz silkinir de bazı şeylerin farkına varır.
.
.
*Atatürk resmi paralardan Atatürk döneminde alınan bir karar ile kaldırılmıştır. Atatürk döneminde alınan bu kararda, paralara Reis-i Cumhur’un (Cumhurbaşkanı’nın) resminin basılması emredilir. Atatürk’ün vefatının ardından, İsmet İnönü üzerinde halihazırda varolan siyasi baskı ile İsmet İnönü’nün resminin paralara basılınması birleşince, bu karardan CHP tek parti iktidarı vazgeçer ve Atatürk’ün hayat boyu asla istemediği bir şekilde, bir nevi putlaştırılması yolundaki kararı geri getirir. Bu tartışma da evrim geçirerek günümüze kadar uzanmıştır. Bu saatten sonra değişmesi ne makuldür, ne de mantıklı bir zemine dayandırılabilir. Yalnızca bilinmelidir ki bazen Atatürk ve fikirlerini savunmak, onun heykellerini ve resimlerini savunmaktan daha çetrefilli bir iştir, hatta bazen bilgi ve açık görüşlülük gerektiren bir meziyettir.